MHP İlçe Teşkilatı, Merhum Lideri Türkeş’i andı
Huzurevinde bocce turnuvası düzenlendi
CHP Kadın Kolları, İmamoğlu İçin İmza Topladı
Atatürk posterlerine yapılan saldırı hakkında suç duyurusunda bulunuldu
Bu haber 01 Mart 2025, Cumartesi 03:24 tarihinde eklendi. 845 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ARAP BAHARI ve TÜRKİYE / L+YORUM; ÖZGÜR TERZİOĞLU

ARAP BAHARI ve TÜRKİYE / L+YORUM; ÖZGÜR TERZİOĞLU  

NATO örgütlenmesi her ne kadar da militarist bir organizasyonu ifade etse de genel amacına baktığımızda yani sosyalist devletlere karşı bir güvenlik önlemi olduğunu böylelikle de “ekonomik rekabetin” bir getirisi olarak mevcudiyetini koruduğunu görebilirsiniz. Devletler sosyalist düzeni genellikle “kapalı pazar” ekonomisi olarak ya ithalata kapalı ya da yüksek vergiler getirerek; vatandaşların yerli mallarını kullanmalarını ve genellikle ihtiyaç kadar tüketilmesi yönünde politikalar geliştirmektedir. Özel mülkiyetin olmadığı ya da çok sınırlı bir düzeyde olduğu, tek bir banka, tek bir siyasi parti ile maaşların eşit dağıtıldığı üretim odaklı fakat tüketimi özendirmeyen bir kamu düzeni olarak uygulamışlardır. Aslında bu komuta ekonomilerini şekillendiren dikta yönetimler bir bakıma sosyalizm ’in yansımaları olarak her benimseyen millette farklı tezahürler ortaya çıkmıştır.

Hâlbuki sosyalizm bir özgürleşme mücadelesiyken zamanla hâkim grubun (Örn; Bolşevikler, Naziler) tekelindeki kamusal yönetim; koşulsuz devlete bağlı vatandaşlık anlayışını geliştirerek kavramın doğasına aykırı tutum ve eylemler geliştirmiştir. Aslında tarihin bu kırılma noktasına yön veren Marksizm felsefesinin sosyalizme daha farklı bir anlam katarak kominal (ortak yaşam, paylaşım ve emek değer anlayışı) yaşamın sermayeyi tek elde tutma fikri “komünizm” olarak ifade edilen kavramı doğurmuştur. Komünizm tamimiyle bir ütopya olarak işçi sınıfının hâkim olduğu sınıfsız bir toplum anlayışının hikâyesini sosyalizm üzerinden hazırlamıştır. Aslında sosyalizm özünde bir özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele milliyetçilik akımını doğurmuştur.  Sosyalizmle birlikte esas çatışmanın sınıflar arasında değil milletlerin üstünlük mücadelesine dönüştüğünü paylaşım (dünya) savaşlarından anlıyoruz.

“Liber” kavramı Avrupa inanç sisteminin kültürel yaşamlara etkisini bize anlatırken sosyalizmin de ana kaynağını oluşturmaktadır. Doğu Avrupa, Balkanlar’da Güney ve Doğu Asya’da kapalı, Batı Avrupa- Amerika kıtasında ise açık pazar ilkesine dayalı, sermayenin çeşitlendirildiği hür teşebbüsün değer gördüğü yeni bir özgürlük anlayışı geliştirmiştir. İşte Amerikan Rüyası; sosyal sınıfların olmadığı fırsat eşitliklerinin sağlandığı genel olarak millet kavramını esas almayan, sosyalist unsurların karşısında yeni bir güç olarak yükselmiştir. Bu sebeple A.B.D’nin milliyetçilik anlayışı sosyalizmden doğan “millet” egemenliği anlayışından çok farklıdır. Amerikan devleti vergisini verene millet gözüyle bakmaktadır. Soydaşlık, ata kültü yaşayan halkların birlikteliği, yazdıkları tarih olarak değerlendirip karar almaz. Bu haliyle çıkar odaklıdır. Maddi kazanç ile gelen güce ve ticari ilişkilerin verimliliği üzerinden politika geliştirir. Özellikle Akdeniz havzasına da bu gözle bakmaktadırlar.

Dünya ticaretinin göz bebeği konumunda olan Akdeniz kıyılarında NATO’ya bağlı ülkelerin dışında Türkler ve özellikle Arap ve Müslüman devletleri (Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Suriye, Bahreyn, Fas, Cezayir, Lübnan, Ürdün, Kuveyt, Umman, Sudan, Cibuti, Suudi Arabistan)   bulunmaktadır. Akdeniz’in doğu ve güney sahilleriyle birlikte Kızıl Deniz’in Hint okyanusuna açılan boğazı ile Süveyş kanalını, Basra körfezini tutan Arap devletlerinin hepsi dikta rejimi ile yönetilmekteydiler. Böylelikle komuta ekonomilere sahip oldukları üzere sermaye tek elde toplanıyor, halklar yoksulluk çekiyor. Tüketim kısıtlanıyor. Dünya ticaretinde pazar daralıyor. Bu durum “sosyalist unsurlar” olarak değerlendirilerek NATO siyasetinin radarına giriyor. Böyle devletler içerisinde CIA gibi diğer istihbarat ajanlarıyla, finansal tetikçilerle ülkelerde ki azınlıklar destekleniyor ve zamanı geldiğinde iktidara müdahale ediliyor. İşte Arap Baharı’da tam olarak Akdeniz ticaretini, kaynaklarını kontrol etmek için planlanış disiplinli bir NATO siyaseti olduğunu anlayabilmek için Irak’a (2003) bakmak gerekmektedir. Arap ülkelerinde olduğu gibi benzer bir NATO siyaseti Türkiye’de de uygulanmaya çalışılmış 15 Temmuz 2016 tarihinde (Gülen Hareketi) mevcut iktidar devrilmek istenmiştir. Bu müdahale Irakta olduğu gibi iş birlikçi tarikat üyelerinin devlet kademelerine sızma girişimiyle cesaret bulmuştur, fakat başarılı olamamışlardır.   

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
Diğer Haberler
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek