Lüleburgaz'ı yalnızca bir kent olarak görmek yerine, onu Trakya'nın ekonomik kaderini şekillendiren güçlü bir lokomotif olarak düşünelim. Üstelik tarım, sanayi ve ticaretin buluştuğu nadir şehirlerden biri olarak bu potansiyeli fazlasıyla hak ediyor. Ama samimiyetle sormak istiyorum: Bu hazineyi gerçekten keşfedip kullanabiliyor muyuz?
Önce tarıma bakalım. Lüleburgaz'da tarım, ekonomimizin %15-20’sini oluşturuyor; ancak verimlilik gittikçe düşüyor. Sebep mi? Üreticiye yansıyan maliyet artışı, sattığı ürüne gelen zamdan çok daha hızlı. Mazot, gübre ve tohum fiyatları tarlada üretilen üründen daha hızlı koşuyor. 2023-2025 arasındaki makas %35'i geçince çiftçinin ayakta kalması zorlaşıyor. Tarımsal üretimde sürdürülebilirliği yakalamak için çiftçinin maliyetini düşürecek yenilikçi kooperatif modellerine geçmemiz gerekiyor. Ayrıca, yerel yönetimlerin çiftçiye doğrudan destek sunması, modern tarım tekniklerini yaygınlaştırması da kritik önem taşıyor. Biz burada toprağın kıymetini bilmezsek, bu şehirde ne sanayi ayakta kalır ne de ticaret.
Sanayiye dönelim. Lüleburgaz Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren firmaların çoğu düşük ve orta teknoloji grubunda kalmış. Yani elimizde bir sanayi var ama dışarıya bağımlı, içerideki bağlantıları zayıf ve toplam verimliliği aşağıya çeken bir sanayi. Bu durum, Lüleburgaz’ı güçlü ekonomilere karşı rekabet etmekte zorlayan temel sebeplerden biri. Yerel girdi kullanımını artırabilirsek, şehir ekonomisini dışarı bağımlılıktan kurtarırız. Bunu başarmak için ileri teknoloji yatırımlarına özel finansman teşvikleri sunmalı, sanayi-üniversite iş birliğini güçlendirmeli ve bölgedeki eğitim kurumlarını sanayinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde şekillendirmeliyiz.
Peki ya gelir dağılımı? Lüleburgaz’da en yüksek gelirli %20, toplam gelirin neredeyse yarısına sahipken, en düşük gelirli kesim yalnızca %5 pay alabiliyor. Düşük gelirli haneler, kazandıklarını neredeyse tamamen zorunlu giderlere ayırmak zorunda kalıyor. Bunun anlamı açık: Yerel ekonomide para harcama kapasitesi daralıyor, esnafımız ve küçük işletmeler bu durumdan doğrudan etkileniyor. Bu durumu tersine çevirmek için yerel düzeyde sosyal destek politikalarını artırmalı ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri azaltıcı tedbirler geliştirmeliyiz. Ayrıca, yerel yönetimlerin bütçe planlamasında sosyal politika desteklerini daha görünür ve etkili hale getirmesi gerekiyor.
İstihdam tarafında da durum farklı değil. Tarımda kayıt dışılık %40'a yaklaşmış, sanayide ise vasıfsız işgücü oranı %55’in üzerinde. Bu koşullarda Lüleburgaz, nitelikli yatırımları çekmekte güçlük çekiyor. Yerel gençlerimizin yetenekleri ile işverenlerin aradığı beceriler arasında ciddi bir kopukluk var. Bu sorunu çözmenin yolu mesleki eğitim ve beceri kazandırma programlarını güçlendirmekten geçiyor. Meslek liseleri ve yüksekokullar, sektörlerin ihtiyaçlarına göre programlarını sürekli güncellemeli, iş dünyası ile ortak projeler geliştirmeli.
Bu tabloyu değiştirebilir miyiz? Kesinlikle evet! Lüleburgaz'ın potansiyelini harekete geçirmek için, kooperatifleşme yoluyla tarımda maliyetleri azaltmak şart. Teknoloji yoğun sanayi yatırımlarına finansal destekler sağlanmalı. Yerel yönetimlerin bütçesinde girişimcilik ve inovasyona ayrılan pay yüzde ikilerde kalırsa, Lüleburgaz sadece alt basamaklarda dolaşmaya devam eder. Bu nedenle bütçe planlamalarında yenilikçilik ve girişimcilik destekleri bir lüks değil, zorunluluktur. İnovasyonu destekleyen, yerel girişimcilere rehberlik eden ve finansal kaynak sağlayan mekanizmaların acilen oluşturulması gerekiyor.
Sonuç olarak, Lüleburgaz'ın lojistik avantajını, güçlü üretim altyapısını ve zengin tarım potansiyelini doğru bir stratejiyle birleştirirsek, bu şehir sadece kendini değil, tüm Trakya’yı kalkındırabilir. Bu fırsatı kaçırmamak bizim elimizde. Yerel yönetimlerden vatandaşlarımıza, üreticiden sanayiciye kadar herkesin bu dönüşüme inanması ve katkı sağlaması gerekiyor. Çünkü Lüleburgaz'ın gücü, Lüleburgaz'da yaşayanların ellerinde.